10 Adımda Mucizeye Yolculuk

2.288 views

Öncelikle bu yazıyı yazmam için bana ilham olan derKİ Genel Yayın Yönetmenim Sevgili Hasan Sonsuz Çeliktaş’a  teşekkür ediyorum. Sanıyorum 3-4 gün önce Hasan bir link paylaşmıştı “Çocuğunuza söylemeniz gereken 10 cümle” şeklinde. Ben de çocuk kelimesini görür görmez hemen atlayıverdim linke, beni tanıyanlar bilirler daha konservatuvar yıllarımdan beri çocuklardaki yetenek kavramı üzerine uzun yıllardır araştırmalar yapıyorum. Bu yüzden çocuk kelimesi ben de algıda seçicilik yaratmış durumda, hemen dikkatimi çekti. Yalnız benim ilgimi asıl çeken Hasan’ın paylaşımın üzerine yazdıklarıydı. Yazıyı Pedagog Nuray Erdemli yazmıştı. Ve çocuklarımızla iletişim kurarken dikkat etmemiz gereken hususlardan bahsediyordu. Ve Hasan’ın yorumu da “aslında tüm bunların biraz yapay olduğu ve bunları aktaran uzmanların tüm bunlara ne kadar dikkat ettiği konusundaydı”. Yorumuna bayıldım, doğru söylüyordu Hasan. Evet bunlar bize yapay geliyordu. O an beynimde bir ışık çaktı. Bunlar çocuklarımızla iletişim kurmamız için gereken 10 cümleydi de, bize yapay gelmesinin sebebi neydi? Üstelik okuduğumda farkettim ki çok da güzel cümlelerdi, peki biz bunları niye uzun süreli ve kalıcı olarak yapamıyorduk çocuklarımıza karşı? Bir noktada sabrımız niye tükeniyordu, hemen neden içimizden ya da dışımızdan öff diyorduk, kısaca bunlar bize niye yapay geliyordu?  Neden geliyordu, çünkü doğamızda yoktu. Hz.  İsa’nın çok sevdiğim bir sözü var, diyor ki: “İnsan kendinde olanı harcar.” 

Çocuklarımıza bu şekilde davranamıyorduk çünkü bu içimizde yoktu. Elbette ki bize yapay gelecekti. Çünkü kendimize karşı hiç bu şekilde yaklaşmamıştık. Çünkü hiç bir zaman bize bu öğretilmedi.  Biz de olmayan bir şeyi nasıl harcayabilirdik ki. Bu öğretilmediği gibi bir de tam aksi öğretilmişti. Yani başkalarını mutlu etmemiz gerektiği. Biz ancak o zaman sevilebilirdik ve o zaman kendimizi değerli hissedebilirdik. Ancak bu da öyle bir paradoks ki, içten içe mutlu olmak için başkaları için bir şey yaptığınızı bilirsiniz ve içinizde parçalar sürekli çatışır durur. Yani mutluluğa ve mutluluğun karşılığında iyilik yaptığımız herkese borçlu kaldık biz. Evet hem de topluca borç aldık. Çünkü bize kendimizi sevmenin, kendimizi iyi hissetmenin, kendimiz için güzel bir şey yapmanın doğru olduğu öğretilmedi. Bana da öğretilmedi, benim ailem de bilmiyordu, çünkü tam tersi öğretilmişti, anaların evlatları için saçını süpürge ettiği, babaların eve ekmek getireceğim diye alnının terini sokaklarda bırakması gerektiği gibi… Elbette ki çocuklarımızı ve ailemizi düşüneceğiz ama tüm bunları kendimize borçlu kalarak yapamayız.   

‘Özsevgi ve özsaygıyı kendikendimize karşılayamadığımız sürece hayatımızın tümünü birilerine borç ödeyerek geçirmek zorunda kalacağız.’

Özsevgi ve özsaygı üzerine detaylı bir yazı yazacağım ancak şu an asıl istediğim şey Nuray Hanımın çocuklarımıza söylememizi istediği şeyleri kendimize söylememiz. Düşünün 5 yaşındaki bir çocuğa yeni doğmuş bir bebeği ihtiyaçlarını karşılaması için emanet eder miydiniz? Ben etmezdim. Neden? Çünkü 5 yaşındaki çocuğun öncelikle kendi ihtiyaçlarını gidermesi gerekir. Bir başkasıyla ilgilenmeden önce kendini geliştirmesi, büyümesi gerekir diye düşünürüz. İşte biz o 5 yaşındaki çocuklarız. Bedenlerimiz büyüdü, kocaman olduk. Hatta öyle büyüdük ki doktor olduk, öğretmen olduk, mühendis olduk, yazar olduk, kendi işimizin sahibi olduk da acaba ruhumuzun asıl istediği özsaygı ve özsevgiyi kendikendimize karşılayabilecek kadar olgun olduk mu? 

Şimdi sizden rica ediyorum. Hatta bu 10 cümleyi bir yerlere yazın ve lütfen kendinize sık sık sorun. 

1. Bu konudaki çabanı çok beğendim – Bu konudaki çabamı çok beğendim

Kendinizi en son ne zaman takdir ettiniz? Bugün hiç, gerçekten kalpten gelerek takdir ettiniz mi? Ya da sık sık kendinize ‘aferin sana Sevgi, ne kadar güzel bir çay demlemişsin. Bu konudaki çabanı çok beğendim” dediniz. Kendimizi takdir etmemiz için illa ki, 15 kilo vermemiz, bir ödül almamız ya da muhteşem bir iş başarmamız mı gerekiyor yoksa, gün içinde kendinizi sık sık takdir eder misiniz? Unutmayın insan kendinde olanı harcar. Ancak kendimize karşı böyle davranabildiğimizde çocuklarımıza, eşimize, dostumuza, ailemize böyle davranabiliriz. 

2. Seninle bunu yapmaktan çok keyif aldım – Kendimle bu aktiviteyi yapmaktan çok keyif aldım

Danışanlarıma sık sık sorduğum bir soru var sizlerle de paylaşayım. “En son ne zaman sadece kendimiz ile sadece kendimiz için vakit geçirip bundan çok keyif aldık?”

3. Şimdi seni dinlemeye hazırım – Şimdi kendimi dinlemeye hazırım

Gün içinde kendinizi söylenirken bulur musunuz ? Keşke şöyle deseydim, keşke şöyle yapsaydım, neden hala diyete başlamıyorum ki, neden hala istediğim paraları kazanamıyorum, neden hala hayallerimin prensiyle tanışmadım?  Bunlar benim danışanlarımdan ilk başlarda sık sık duyduğum ifadeler. Hala zaman zaman kendimi de “keşke şöyle yapsaydım” derken yakalıyorum.  “Peki kendimizi gerçekten en son ne zaman dinledik?”. Tıpkı en yakın dostumuzun,kardeşimizin bir problemini dinliyormuş gibi şefkatle ve sırtını sıvazlayarak kalpten dinledik? 

4. “Teşekkür ederim” ve “lütfen”

Kendinize teşekkür eder misiniz? Bağırsaklarınıza hiç gerçekten teşekkür ettiniz mi sizin bedeninizde boşaltımı sağladığı için, peki ya kalbinize? Doğduğunuz andan şu ana kadar hiç durmadan sizin için atıyor. Ona kaç defa teşekkür ettiniz? Sizin için senelerdir çalışıyor.

5. Hangisini tercih edersin? Hangisini tercih etmek istiyorum?

 Hiç beklemediğimiz bir şekilde işler ters gitmeye başlamışken “Şu anda ne hissetmeyi seçiyorum?” diye sorduk mu kendimize. Ya da sırf ailemiz istiyor diye hukuk fakültesine girdiğimizde kalbimiz müzik için aşkla çarparken ne yaptık?  Peki şu anda soruyor muyuz? Ben neyi tercih ediyorum? Bu hayatta ne istiyorum? Durumlarımızı her zaman seçemeyebiliriz ancak hislerimiz bizim kontrolümüzdedir ve her zaman bir seçim hakkımız vardır.

6. Biliyor musun bugün ne oldu?

Küçük çocuklara dikkat edin, hatta küçüklüğünüzü anımsayın ‘oyun’ adı altında olayları anlatırlar kendilerine, bazen oyuncaklar aracılığıyla, bazen objeleri konuşturarak yaparlar bunu. Şimdi çocukluğumuzu neden güzel anılarla hatırladığımızı anlıyorsunuz değil mi? Güzel şeyleri kendimize defalarca anlatırdık da ondan. Büyüyünce bize iyi şeyleri anlatırken haddimizi bilmemiz gerektiği, insanların kendini kötü hissedebileceği, kendi başarılarımızı anlatırsak birilerini incitebileceğimiz öğretildi ve sustuk.

7. Seninle gurur duyuyorum – Kendimle gurur duyuyorum

Şöyle gözlerimiz dola dola, dudaklarımız titreye titreye, yüreğimizden duygularımız taşarcasına en son ne zaman gurur duyduk kendimizle? Peki bunu ne kadar sıklıkta yapıyoruz?  

8. Bu konuda senin için yapabileceğim bir şey var mı? Yardım edebilir miyim? – Bu durumda kendim için yapabileceğim bir şey var mı? Yardım edebilir miyim?

Hayal edin, iş arkadaşınız ağlaya ağlaya yanınıza geldi ve çocuğunun bir kaza geçirdiğini acilen gitmesi gerektiğini ve bugünlük onun işleriyle ilgilenmenizi rica etti. Ne yapardınız ? Hiç düşünmeden yapardık öyle değil mi? Peki kendimize en son ne zaman yargısızca, şefkatle, yumuşak bir dokunuş sergileyerek yardım ettik?

9. “Bana yardım eder misin?” “Teşekkür ederim, işimi çok kolaylaştırdın.”

Cem Yılmaz’ ın bir şakası vardır izleyenler bilir. Bahsi geçen bir Faruk Eczanesi vardır skeçte. Türklerin “bilmiyorum” deme gibi bir özelliği olmadığını söyler. Çok derin kanayan bir yaramıza parmak basar aslında, toplumsak sıkıntımızdır. “Bilmiyoruz” dersek güçsüz oluruz, ayıplarlar sonra elalem ne der diye düşünürüz ve lügatımızdan “bilmiyorum” kelimesini çoktan çıkarmışızdır. Bu kelimenin bir kardeşi de bence yardım istemektir. Yardım istediğimizde sanki güçsüz, savunmasız ya da beceriksiz olduğumuzu düşündüğümüzden yardım istemeyiz. Yapılan araştırmalar şirketlerin %60’ının bu yüzden battığını söylüyor. Her işi kendimiz yapmaya çalıştığımızdan görev yetkisi veremiyoruz ve tükeniyoruz. Tanıdık geldi mi size bu, çağımızın problemi;n‘Tükenmişlik Sendromu’.

10. Seni anlıyorum/ anlamaya çalışıyorum – Kendimi anlıyorum

Kendimizi anlamamız için neye ihtiyacımız var? İlla ki haklı mı olmalıyız, alanımızda 1 numara mı olmalıyız? Yemeği yaktığınızda, belgeleri yanlışlıkla bilgisayardan sildiğinizde, o davayı kaybettiğinizde, başarısız olduğunuzda da kendinizi anlıyor ve ihtiyacınız olan şefkati kendinize verebiliyor musunuz? Kendinize yere düşmüş bir çocuğa sarılır gibi sarılabiliyor musunuz?

Tüm bunları kendikendimize karşılayamadığımızda, paradoksal bir şekilde karşı taraftan da alamadığımızı, alsak dahi borçlu olduğumuzu söyleseydim ne kadar şaşırırdınız? Zaman zaman siz de böyle hissetmiyor musunuz?

Gelin hep birlikte bugün kendimiz için bir şeyler yapalım. Aynanın karşısına geçin ve gözlerinizin içine bakın. Hiç bir şey düşünmeyin sadece bakın. Etin, kemiğin ötesine geçin, gözlerinizde kaybolun. Hoşlanmadığınız bir şey olduğunda kafanızı çevirmeyin, kendinize karşı tarafsız olana kadar bakmaya devam edin. KORKMAYIN. Kendi gerçekliğinizi gözlemliyorsunuz. Kendi varoluşunuzla gurur duyun, takdir edin ne kadar yüce bir ruh olduğunuzu, takdir edin sizin için aşkla atan kalbinizi. Ve dışarıda aradığınız mucizeye kendinizde ulaşana kadar bakmaya devam edin. Çünkü ARADIĞINIZ MUCİZE SİZSİNİZ



Yorum Yapın